STRES VE BAŞEDEBİLME YOLLARI
Bu yazıda sizlerle,‘’Günümüzün Hastalığı’’ olarak adlandırdığımız, aslında sadece o şekilde algıladığımız ‘’stres’’ kavramını, hayatımızdaki yerini ve onunla baş etmede bize yol gösterecek olan olguyu tanıyacağız.
Stres kavramını düşündüğümüzde aklımıza neler geliyor?Her birey stresi farklı ifadelerle, kendi hayatını etkileyen şekliyle açıklasa da, sonuçta bütün ifadelerde ortak olan bir nokta vardır ki; o da stresin fizyolojik ve psikolojik dünyamıza olumsuz yönde çeşitli etkilerde bulunarak istenmeyen sonuçlara neden olduğudur.
Stres kelimesi Latince sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak anlamına gelen stingere fiilinden türemiştir. Türkçe’ ye ise İngilizce’ den geçiş yapmıştır. Stres kelimesi İngiltere’de XVIII. yy ‘a kadar bir şeyden yoksun kalmak, yokluğunu hissetmek anlamlarında kullanılmıştır. Bugünkü anladığımız şekliyle, yani; insanların çevreleriyle olan ilişkilerinde yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle hissettikleri baskı anlamına dönüşmeden hemen önce ise, bu kelime fizik ve mühendislik gibi bilim dallarında baskı, binen yük anlamlarında kullanılmış.
Stresin bugünkü anlamına ilişkin bilimsel bir tanımı ise; ‘’ Stres organizmanın bedensel ve ruhsal sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanması ile ortaya çıkan gerginlik durumudur’’ İşte burada bahsedilen tehdit edilme durumuna yol açan iç ya da dış etkenleri ise stresörler olarak adlandırılmaktadır. Bu stresörler psikolojik ve fizyolojik olarak dengede kalma eğiliminde olan insan organizmasını etkilemekte ve çeşitli aksaklıklar yaratmaktadır. Bu stresörler: Hava kirliği, gürültü, kalabalık, sıcaklık-soğukluk gibi fiziksel çevreden kaynaklananlar; Ağır çalışma şartları, gece vardiyalı çalışma, aşırı yüklenme, karar verme güçlükleriyle dolu büyük sorumluluk getiren işler, zaman baskısı altında çalışma, amir-memur veya öğretmen-öğrenci diğer çalışan kişiler arasındaki çatışmalar, sınavlar gibi iş veya okul hayatından kaynaklananlar;
Son grupta yer alanlar ise psikososyal öğelerden kaynaklananlardır. Bunlar çeşitli açılardan sınıflandırılırlar: Günlük stresler; günlük hayatın basit gerilimleridir. Gelişimsel stresler; gelişimsel nitelikteki olayların sebep olduğu streslerdir. Burada çocuk veya yetişkinlerin kronolojik durum ile ortaya çıkan gelişimlerinden bahsediyoruz. Örneğin, çocuğun okula başlaması, 11-13 yaşlarında ortaya çıkan buluğ çağı, yetişkinlikte iş hayatına geçiş, orta yaşın sonlarında görülen menopoz ve andropoz. Bu hayat krizleri niteliğindeki streslere; ciddi hastalıklar, doğum, aile bireylerinden birinin ölümünü örnek gösterebiliriz.
Stresin insan fizyolojisinde yarattığı etkileri incelediğimizde, Hans Selye stresin fizyolojisi üzerinde çalışmaları bu alanda önemli bir yere sahiptir. Genel Uyum Sendromu adını verdiği bir süreç tanımlamıştır. Buna göre vücudun stres karşısındaki tepkileri genel uyum belirtileridir.
3 aşamada ortaya çıkar:
1)Alarm dönemi(reaksiyonu): Bu dönem, organizmanın dış uyaranı “stresör’’ olarak algıladığı durumdur. Organizma mücadele ederek ya da kaçarak iç dengesini sağlamaya, bir anlamda stresten korunmaya çalışır.
2)Direnç dönemi: Organizma yüzyüze olduğu stres verici duruma karşı direncini yükseltir. Birey bu dönemde savunma mekanizmalarından yararlanır. Beynin öğrenme ve hafıza bölümünün harekete geçtiği dönemdir.
3)Tükenme dönemi: Stres verici olay çok ciddi ise ve uzun sürerse organizma tükenir, birey savunma mekanizmalarını yeterince kullanamaz, gerçeklerle ilişkisi kopar. hallüsinasyonlar oluşabilir. Organizmada geri dönüşü olmayan izler kalabilir.
Bu konuda yapılan araştırmaları incelediğimizde; Türk Halkının günlük yaşamında genel anlamda stres seviyesini araştıran bu araştırma; cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, meslek ve yerleşim tipi gibi değişkenler baz alınarak yapılmıştır. Şu sonuçlar alınmıştır:
Türk halkının %32,5 u kendini her zaman ya da genellikle sinirli ve gergin hissediyor.
Cinsiyet: Erkekler bayanlara göre daha gergin ve sinirli.
Medeni durum: Boşanmış veya dul kalmış bireyler evli veya bekarlara göre daha sinirli
Eğitim düzeyi: Üniversite ve yüksek lisans mezunları, okur- yazar olmayan, ilkokul ve lise mezunlarına göre daha gerginler
Meslek: devlet memurları en gergin çalışma grubu arkasından özel sektörde çalışanlar geliyor.
Yerleşim tipinde de tahmin edebileceğiniz gibi köyde yaşayanlar kentte yaşayanlara göre daha sakinler.
Acaba erkekler neden bayanlara göre daha stresli? Toplumumuzda hala çalışan erkek sayısının bayanlardan daha fazla olmasından kaynaklanabileceği gibi toplumumuzda bulunan değer yargılarının da erkeğin stresini arttırdığı düşünülmektedir.
Eğitim düzeyi arttıkça stresin de artması konusunda ne düşünüyorsunuz? ‘’Daha çok düşünen insan stresli insandır.Bu doğal bir sonuçtur.” şeklinde düşünenlerimiz olmalıdır. Ancak; bu kanı kolaycılığa kaçmaktan başka bir şey değildir. Aksine; eğitimli insan stresiyle nasıl başa çıkabileceğini daha iyi bilen insandır.
Bu bölüme kadar stres kavramından kötü ifadelerle söz ettik ancak; her kötü kavramda olduğu gibi stresin hiç de göz ardı edilmeyecek bazı faydaları da vardır.
Stres sonucu oluşan zorlamaların insanı yeni arayışlara, çalışmaya ve kendini geliştirmeye güdülemesi stresin çok önemli bir sonucudur. Bu açıdan stresin bireyi ileriye götürebildiği bile söylenebilir. Aşırı düzeye ulaşmayacak, bizi psikolojik ve fizyolojik yönlerden çöküntüye uğratmayacak düzeyde olan stres miktarının faydaları vardır. Olaylara bakış açımız ve onlarla başa çıkma mekanizmalarımızı algılayışımızla her kötü kavramı ters yöne çevirebileceğimiz gibi stresten de bu şekilde faydalanabiliriz. Hayatımızda sınavlar olmasaydı; belki de birçoğumuz birşeyleri daha iyi kavramak için çaba bile göstermezdi.
Stresin kişiler tarafından algılanışı ile kişiler üzerinde yarattığı etkilerde farklılık görülür. Stres onu zihninde taşıyan kişiye aittir. Stres olgusu incelenirken stres verici durumlar kadar onlarla karşılaşan bireyin psikolojik özelliklerinin de ele alınması ve değerlendirilmesi gerekir.
ABD’ de 5 bin tıp dosyası incelenerek ve 400 kişiye sorular sorularak yapılan bir araştırma sonuçlarına göz atalım. Araştırmada yaşanan olayın kişiler üzerinde ne ölçüde strese sebep olduğu belirlenmek istenmektedir.
1.sırada eşin ölümü
2.sırada boşanma
3.sırada yaralanma, hastalık
yer alıyor ki bunlar beklediğimiz sonuçlardı.
4. sırada evlilik yer alıyor. İşsiz kalmak ise bundan sonra geliyor.
Burada olayların kişi tarafından algılanışındaki farklılığa göre, stresin kişiler üzerinde yarattığı etkilerde de görülen farklılık dikkatimizi çekmektedir. Oysa ki evlilik üzerinde iyice düşünülmesi gereken önemli bir olay olmasına karşın işsiz kalmaktan daha fazla strese neden olmamalıydı değil mi?
Stres tepkisi, ortamda ne olduğuna bağlı olarak değil, kişinin olaya verdiği tepkiye bağlı olarak ortaya çıkar. Aynı olay farklı kişilerde, hatta bazen aynı insanda farklı zamanlarda farklı tepkiler ortaya çıkarır. Bahsettiğimiz fizyolojik tepkilerin de dozu, kişiye göre değişiklik göstermektedir. Burada en önemli değişken bireye özgü farklılıklar gösteren psikolojik mekanizmalardır. Bir olayı algılayışımız ve onunla başa çıkabilecek becerilerimizi değerlendirişimiz, o olayı stres verici ya da vermeyici olarak tanımlamamıza neden olur. Bir olay yaşandığında yapılması gereken, öncelikle olayı nasıl algıladığımızı, onunla başa çıkarken kullandığımız becerileri ve bunların başarılı sonuçlar yaratıp yaratmadığını değerlendirilmesidir.
İnsanlar stres karşısında psikolojik ve sosyal bütünlüğü korumak amacındadırlar. Bu korumayı hem bilinçdışı mekanizmalar hem de bilinçli çabaları ile yaparlar. Birincisi, savunma mekanizmaları denilen bilinçdışı çalışan korunma yollarıdır. Stres karşısında bilinçli sistemlerin etkisiyle daha çok bilgi edinme, anlama, algı alanını genişletme ve değerlendirme, yeni çözümler arama gibi zihinsel süreçler etkinlik gösterir.
İşte bütün bu yaptıklarımız bizi kendimizi tanımaya götürür. Burada biraz durup tüm okuyuculardan kendisine acaba gerçekten kendimi tanıyor muyum? veya bunun için çaba gösteriyor muyum? sorularını sormasını rica ediyorum.
Toplum içerisinde biz bazı kişilerin diğerlerine göre stres yaratan durumlara karşı daha dayanıklı olduklarını, bu durumları olgunlukla karşıladıklarını görüyoruz.
Kimler stres karşısında diğer kişilere oranla daha dayanıklı olabiliyor?
Hayatlarını ve çevrelerindeki koşulları kontrol ettiklerini düşünenler,
Yeniliklere açık ve bunlarla mücadele etmeye hazır olanlar,
Yaptıkları işi birtakım ilkeler çerçevesinde, bir amaca ulaşmak için yapanlar stresörlere karşı daha dayanıklı olabiliyor.
Bu sözü edilen özelliklere sahip kişilerin ortak bir yanı olduğunu farkedebildiniz mi? İşte şimdi tekrar kendinize sormanız istenen sorulara dönelim. Gerçekten kendinizi tanıyor musunuz? veya bunun için çaba gösteriyor musunuz? Kendisini tanıdığını düşünenler hangi ölçütleri baz alarak bunu düşünmektedir? Eğer gerçekten tanımıyorsak da bunu açıkyüreklilikle kendimize itiraf edebilmeliyiz. Sokrates’ in dediği gibi ‘’Neyi tam olarak bildiğimi söyleyemem ama, çok iyi bildiğim bir şey var ki; o da aslında hiçbirşey bilmediğimdir.’’ diyebilmeliyiz.
Aristo bize, mutluluğun az ve çok kavramlarının ortasında ancak; onlardan daha yukarıda bir noktada yer aldığını ve anlık sevinç duygusu gibi değişken olmadığını, bu noktaya ise kişinin ancak; erdemler sayesinde ulaşabileceğini anlatmaktadır. Bir özelliğe erdem denilebilmesi için ise; süreklilik, gönüllük ve bilinçlilik ilkelerine sahip olması gerekmektedir. Erdemler kişiyi güçlendirir. İç olarak güçlü olan bir kişi stres yaratan etkenlere karşı koyabilir. Kişinin erdemlere sahip olarak iç ve dıştan gelen olumsuz etkilere karşı koyabilmesi, stresle başa çıkabilmesinin en doğru yoludur.
Şunu unutmayalım ki; her birey kendisinden sorumludur ve bu sorumluluğu en iyi şekilde üstlenmelidir.
Hazırlayan: Psk. Çağla Gümedağ