login
Anonymous User

Featured Song

To listen to music and watch video on imeem, you'll need at least Macromedia Flash Player 9 and JavaScript enabled in your browser.
RssFeed

Blog Posts

blog post SAFİ ZAMAN
Category: BAYRAMLARIMIZ
Posted: Apr 10, 2009 at 3:20 PM


Ömrümü talan etti bedbin heceler
Bir ters bir düz dokundu çileli geceler
Kâh giyindim kâh soyundum aşikâr
Derdimin dermanı safi zamandır




Nil S
blog post The Time / Z aman...RoniAranAdıbelli
Category: TADIMLIKLAR
Posted: Jun 30, 2008 at 7:58 PM
Current mood: emo
click to comment



Yolunuz bu sayfaya düştüyse ve eserlerle başka diyarlara yolculuğa çıkıp kaybolduysanız ne mutlu..*

http://www.herkesdinlesin.com/roniaran
blog post No, woman, no cry.
Category: TADIMLIKLAR
Posted: Jun 28, 2008 at 5:27 PM
Current mood: emo


click to comment



'Cause - 'cause - 'cause I remember when a we used to sit
In a government yard in Trenchtown,
Oba - obaserving the 'ypocrites - yeah! -
Mingle with the good people we meet, yeah!
Good friends we have, oh, good friends we have lost
Along the way, yeah!
In this great future, you can't forget your past;
So dry your tears, I seh. Yeah!

No, woman, no cry;
No, woman, no cry. Eh, yeah!
A little darlin', don't shed no tears:
No, woman, no cry. Eh!

Said - said - said I remember when we used to sit
In the government yard in Trenchtown, yeah!
And then Georgie would make the fire lights,
I seh, logwood burnin' through the nights, yeah!
Then we would cook cornmeal porridge, say,
Of which I'll share with you, yeah!
My feet is my only carriage
And so I've got to push on through.
Oh, while I'm gone,
Everything's gonna be all right!
Everything's gonna be all right!
Everything's gonna be all right, yeah!
Everything's gonna be all right!
Everything's gonna be all right-a!
Everything's gonna be all right!
Everything's gonna be all right, yeah!
Everything's gonna be all right!

So no, woman, no cry;
No, woman, no cry.
I seh, O little - O little darlin', don't shed no tears;
No, woman, no cry, eh.

No, woman - no, woman - no, woman, no cry;
No, woman, no cry.
One more time I got to say:
O little - little darlin', please don't shed no tears;
No, woman, no cry.

bob marley

_____________________





No woman no cry.
Ağlama kadın ağlama
No woman no cry
Ağlama kadın ağlama
No woman no cry.
Ağlama kadın ağlama
No woman no cry.
Ağlama kadın ağlama

Say I remember when we used to sit
Oturduğumuzu hatırladığımı söyle
in the government yard in Trenchtown.
Trenctown'daki hükümet sahasında
Observing all the hypocrites
İkiyüzlüleri gözlerdik
as they'd mingle with the good people we met.
Tanıdığımız iyi insanları aralarına katarken
Good friends we had and good friends we lost
Sahip olduğumuz iyi arkadaşlar ve kaybettiğimiz iyi arkadaşlar
along the way.
Yol boyunca
In this bright future you can forget your past.
Geçmişini unutabilirsin bu parlak gelecekte
So dry your tears I say.
Böylece gözyaşların kurur söylediğim gibi


No woman no cry.
Ağlama kadın ağlama
No woman no cry.
Ağlama kadın ağlama
Hey little darling don't shed no tears
Dökme gözyaşlarını küçük kardeşim
No woman no cry.
Ağlama kadın ağlama

I remember when we used to sit
Oturduğumuzu hatırlıyorum
in the government yard in Trenchtown.
Trenctown'daki hükümet sahasında
And then Georgie would make a fire light
Ve sonra Georgie ateş yakmak istedi
as it was love wood burning through the night.
Gece boyunca yanan odunlar güzeldi
And we would cook wholemeal porridge
Ve ekmek lapası pişirmek istedik
of which I'd share with you.
Paylaştığımız ekmeklerden
My feet is my only carriage so I've got to push on through.
Benim arabam ayaklarımdır böylece uçtan uca ilerlerim
But while I'm gone (I mean it)
Ama ben giderken (anladım)
ev'rything's gonna be allright
Her şey yoluna girecek
ev'rything's gonna be allright
Her şey yoluna girecek
ev'rything's gonna be allright
Her şey yoluna girecek
ev'rything's gonna be allright
Her şey yoluna girecek
ev'rything's gonna be allright
Her şey yoluna girecek
ev'rything's gonna be allright
Her şey yoluna girecek
ev'rything's gonna be allright
Her şey yoluna girecek
ev'rything's gonna be allright
Her şey yoluna girecek

No woman no cry.
Ağlama kadın ağlama
No woman no cry.
Ağlama kadın ağlama
Oh my little sister don't shed no tears.
Dökme gözyaşlarını küçük kardeşim
No woman no cry.
Ağlama kadın ağlama


Tercüme: MadAngel

No Woman, No Cry - Bob Marley




blog post Today and Tomorrow / Bugün ve Yarın
Category: AYRILIĞA DAİR...
Posted: Jun 27, 2008 at 9:15 AM
Current mood: emo
Bugün ve Yarın

Doğan Cüceloğlu'nun eğitimindeki katılımcılarla bir konuşmasından:

Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?

Bir katılımcı: Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarıyla yok.

Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?

Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar: Ölüm.

Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?

Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır... Cüceloğlu: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?

Katılımcılar: Hayır

Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?

Bir katılımcı: Var.

Cüceloğlu: Yarın?

Bir katılımcı: Evet.

Cüceloğlu: 30 yıl sonra?

Bir katılımcı: Olabilir.

Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz? Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.

Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?

Bir katılımcı: Yoktur Hocam.

Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini? Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlar.

Bir katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?

Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?

Bir katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.

Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona, yüreğinizin derininden gelen bir "Seni gerçekten çok seviyorum" demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı? Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.

Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde "Şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim" diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

---------------------------------------------

Today and Tomorrow

Conversation between Doğan Cüceloğlu and the participants in education:

Cüceloğlu: Friends, is there anyone among you who has a fatal disease?

A participant: Thanks God! As far as we know, there isn’t.

Cüceloğlu: How nice! OK, can you tell me something that is certain to happen to anyone, I mean six billion people, without any exceptions?

The answer comes almost instantaneously:

A participant: Death!

Cüceloğlu: Actually, death is the only inevitable conclusion that all people are faced with. Birth also happens to all people, but it is the death which is certain for all people to taste. None of the others will happen to anyone apart from the death. OK, now that it is certain we will taste death one day, does it mean we have a fatal disease?

At this point, the participants begin nodding quietly.

If it is certain that I will pass away, it apparently means that I have a fatal disease as well. Let’s go on in this way. Then, do you know when you’ll die?

A participant: No.

Cüceloğlu: Is it possible to occur at that moment?

A participant: Yes.

Cüceloğlu: Tomorrow?

A participant: Yes.

Cüceloğlu: 30 years later?

A participant: That’s possible.

Cüceloğlu: Alright. Do you know which one you’ll be faced with? For example, are you sure that you will go home safely in the evening?

The class keeps listening to him quietly because they have never looked at the life in this perspective.

Going on my words:

Cüceloğlu: OK, let’s think the opposite! As you arrive at home in the evening, what guarantees that you’ll find your family alive whom you left safely at home in the morning? Can you guarantee?

A participant: No, sir!

Cüceloğlu: So, how can you be certain your phone is called now and you’re told one of your family members has just passed away?

At this moment, the participants become uncomfortable.

A participant: Sir, let’s change the topic?

Cüceloğlu: However, we talk about the barest and naked truth, so let’s go on our conversation a bit more. I wonder whether you would spend the whole night as the same if you had known it was the last day of her death. Or would you do something different?

A participant: Certainly, it would be different, sir.

Cüceloğlu: Now I request you friends, please lean against your chairs back for a while, and think for a moment one of the people that you left in the morning would really die today, how would you spend the last night? Would you communicate in the same way? Would you talk about the same topics? Would the same topics cause an argument? Or would they be something insignificant? What would you say to her while leaving the house in the morning? Would you hesitate for a while to hug her? Would you spend your time looking at mirror for your appearance, or hugging her so tightly? Would you think that it was unnecessary to say “I love you so much” which sounds from the deepest part of your heart? Would her death make you love her more and more than before?

At this point, some participants nearly tend to be weeping. Maybe they have just realized their meaningless words or behaviours last night?

Cüceloğlu: Now open your eyes, please. I wonder how many unnecessary arguments we had in our lives. How many of them were more important than the existence of the person that we argued? Will we have the chance to apologize? Or do we really have enough time to apologize before it will be too late?



Translated by ingilizceforum.net (FirefoX)



--------------------------------------------------------------------------------
blog post DELİ VE ÇIPLAK
Category: DELİLER SUCTAN MUAFTIR
Posted: Jun 26, 2008 at 1:21 PM
Current mood: emo
Ben sizi dost bildim/ Dost / Sizde yalansınız.



Ayağınız ak/sak telaşlı
İçimde büyümüyor küçük çocuk
Buğulu kadranı saatlerin
Akıp gidiyor zaman
Akıp gidiyor gözümden
Kara deryalar
Yalan
Yalan sırmalı kırık aynalar
Buluşunca güneşle aldatıyorlar
Güvercinboynu ışık

Raks ediyorum

Deliyim
Deli
Ve
Çıplak
Çırılçıplak

(Ben hiç giyinmedim zaten.)

Girişin. Girişin.
Olmasın şüpheniz yoktur iki yüzü
Tektir sevgi dolu kazan
Fokur fokur
Kaynar yüreğim…
Söndürmeyin ateşi
Atın
Atın
Eğri büğrü olsa ne yazar
Odunlar kül olacak

Değiştiremem dünyayı
Düzeltemem kıvrılıyor yılan
Batıyor kirpinin iğnesi
Karınca yumurtası yağı
Akrebin zehri em
Enjekte edin ruhunuza
Katmanlara
Çukur
Çukur
Doldurun

Her defasında söyleniyorum kendime
Hatta bir güzel evire çevire dövüp bendimi
Yatırıp dizime kulağına ediyorum nasihat
Kulaktan kalbe akıyor mantığa buluyor yol
Ah be hüznün kalesi
Yıkıl
Yıkıl
Ah be kum kum ayçiçeği
Ömürsüz çiçek
Solma
Solma
Doldurup durma şu takanı çerle çöple, ara sıra temizlik yap.
Ayıkla ne varsa…
Armudun sapı, üzümün çöpünden sana ne?
Heyhat nerdeeee?
İşitmiyor.
Sağır sultan
Ah vurdumduymaz mı?
Yok
Yok


Dalında bir başka güzel yediveren gülleri…
Okşuyor ruhumu
Rüyalar. Hayat. Hayal.
Bir varsın bir yoksun masal
Uyutuyor ninnilerle. Uyuyoruz
Derin okyanus. Depderin.
Zor zanaat aşırıp çalıp sevgiyle suluyoruz
Dalınca çıkasımız gelmiyor…
Yardan ayrı kalmak gelmiyor içimizden

(Yar mı kaldı?/ Böğrümüzde saklı duran kara taştır./ Söyler gurbet türküleri. /Ayrılığa vurur dem.)



Bir zamanlar;
Bu taka limana ilk yanaştığında,
allanıp pullandığında çiçeği burnunda gelindi,
her sabah günün ilk ışıklarınla buluştuğunda
bir hevesle kalkar o bitmeyen enerjisi neşesiyle kıyı köşeyi tertemiz yapardı.
Hani derler “yoğurt dök yala” öyle işte. Öyle.
Sardunyası bile vardı, sulardı tatlı suyla, okşardı yapraklarını mırıldanırdı aklına ne gelirse…
Ad takardı temizlerken sararan yapraklarını,
kimi zaman Ayşe olurdu goncası,
kimi zaman Mehmet askere yollardı onu oydu kelebek.
” Ömrü benzemesin” derdi.
Benzemesin kaderleri, sektirsin şen şakrak, yakamozlarla oynasınlar kınalı kuzularım…

Akıp geçiyor zaman…
Sararıp morardı pembe güller… Kırıldı çiçekli dalları, zorla tutunuyor kökler ayakta…
Hala vaat ediyor umut.
Ah! Deli yediveren. İnatçı keçi.
Küsünce bakıyor boz boz

Okunmuyor sardunyaların esamisi artık.
Yerinde esiyor rüzgâr delibozuk…
Taka yorgun, zımparalanmaktan bitap…
Serzenişte gıcırdıyor tahtalar ..Kaçıyor uykusu; ah! Kılçıksız balıkların.
Baktıkça aynaya dökülen sırların ardında yatıyor gerçekler…
Tamir ettiremedi bir yanı hala kırık…
Bakınca oradan aşikar gözüküyor yüzü çorak toprak parçası, çatallı yol..
Saklamıyor ki, sevmiyor, yapmıyor makyaj.
Kimleri ağırladı, kimleri savdı sofasından ..
Ah dertli kazan…
Öyle bir girdap
Kehribar
Kehribar
Merdivenlerin kıçı kırık
Dolanmadan baş inip çıkılmıyor
Dünyanın merkezine


- “Alın başınızı gidin” diyorum size
Gidin. De nereye?

Kim alır bizi
Harabe, yıkık dökük virane ev.
Dökülüyor, sarı boyalı duvarlar
Perdenin halkası kopuk
Somyanın ayağı da kırık
İçemiyoruz temiz kristal ince belli bardakta
Demlenip bir bardak çay

Geçti
Gitti
Hoş seda idi dirilik
Vedalaşamadık
Sersemim sersem. Başım bulanık…

Ben sizi dost bildim
Dost
Yalansınız. Yalan.
Aldandım. İncitiniz
Kanattınız kabuk tutmuş yaralarımı
Olmadınız derdime derman
Gölge ettiniz güneşime
Ayaklarıma boynuma dolanıyorsun Uz..

Ey tatlı hayat!.
Sevin
Tek suçlu benim.
Kaldım sınıfta.

Gün gelir alır başımı giderim
Canda ten tende can oldukça
İçimde çağladıkça derya
Akar giderim…
Giderim.

Kim tutar beni?



Kaybedecek bir şeyi olmayan insandan korkunuz. *




nil